Author: Telve

  • Colonel Atilla Altıkat

    Colonel Atilla Altıkat

    Colonel Atilla Altıkat was the Turkish military attaché to Ottawa who was assassinated 32 years ago on August 27, 1982.

    We as a new generation of Turkish Canadians, would like to remember Colonel Atilla Altıkat. We remind our community of the importance of living in peace, learning from our past and looking to the future – with hope and love for all of humanity.

    Albay Atilla AltikatHe was on his way to work when he stopped for a red light at Island Park Drive around 9:00 am, near the Ottawa River, and another car stopped nearby. Witnesses said a lone gunman emerged from the second vehicle, went to the passenger side of Col. Altıkat’s car and fired some 10 shots from a 9mm handgun through the window, killing the diplomat instantly. The gunman ran into the cover of some nearby bushes and the driver of his car sped away.

    The incident was the only time a foreign diplomat had been killed on Canadian soil, and the perpetrators of the crime are still at large and yet to be brought to justice.

    His daughter Zeynep was 17 years old and his son Göker was 4 years old at the time of the assassination.

    Colonel Altıkat was one of the 42 Turkish diplomats whose lives were taken by the cowardly hand of terrorism in a series of attacks between 1973 and 1986. It was the first and only act of terrorism against a diplomat on this great land of freedom. The assassination of Colonel Altıkat has illustrated that old wounds and historic events still have the potential to trigger hatred in our community. Ultimately, this resulted in the taking of the life of an innocent man, and father of two – on the streets of our capital, Ottawa.

     

  • Canadian Justice

    Canadian Justice

    “Justice delayed is justice undone.” That was the bitter message delivered by the Turkish Canadian community at a memorial service here in Ottawa to the Canadian government.

    Col. Attila Altikat was murdered by Armenian terrorist 32 years ago in downtown Ottawa. Canadian police has yet to make an arrest. The remarkable thing is that the killers are free, living in Erivan as heroes.

    Why this failure of Canadian justice? In one word, appeasement. That is to say, domestic ethnic politics.

    In the early years, well before 911, the Canadian government, ever sensitive to Armenian diaspora, quietly opted for “lets forgive” policy. The Ottawa Citizen, in a 1992 editorial, publicly “forgave” Armenian terrorists killing Turkish diplomats for their suffering in the Ottoman Empire a century ago!

    Turkish Canadian community stubbornly has been fighting a PR war ever since: they have organized memorial service every year, on 27 August, remembering Col. Altikat and pressing the Canadian government in power to deliver justice.

    Finally, two years ago, some recognition was achieved. The Canadian authorities “accepted” a gift from the Turkish government to build a Monument in the memory of Attila Altikat. Foreign Minister Ahmet Davutoglu travelled to Ottawa and, together with his Canadian counterpart, unveiled the Monument.

    But Canadian diplomacy scored a compromise. The Monument was named Fallen Diplomats Monument and no mention was made of Armenian terrorists who had gunned down Altikat.

    Worse, under PM Harper, the Canadian Parliament passed, in 2006, Motion 380, judging Turkish history as Armenian nationalists wanted. This Motion acknowledges what happened in Anatolia in 1915 as Genocide. What would happen if Turkish Parliament were to approve a parallel motion on Canadian history, specifically branding the treatment of native people as Genocide?

    Yet, Turkish Canadians hope for peace and reconciliation with friendly and peace-loving Armenians. So, the Altikat Monument is seen as a symbol of friendship and inter-ethnic harmony within the Canadian multiculturalism.

    It remains to be seen whether these hopes will find a positive response. As the centenary of 1915 approaches next year, Turkish Canadians await with eagerness normalization of Turkish-Armenian relations and mutual recognition of ALL people who suffered at the violent destruction of the Ottoman Empire in the Great War.

    Ozay Mehmet, Ph.D (Toronto),
    Senior Fellow, Modern Turkish Studies Initiative,
    Distinguished Research Professor, International Affairs,
    Carleton University, Ottawa, Ont., CANADA

  • Sakız Adası Notları

    Sakız Adası Notları

    Bu seneki tatilimizin bir kısmını Sakız adasında geçirdik. Adanın Yunanca adı Chios, ‘Hios’ diye telaffuz ediliyor ve ‘H’ harfini iyice vurgulamak gerekiyor. Bu adanın bir özelliği Türkiye’ye en yakın Yunan adalarından biri oluşu. Çeşme’den hergün deniz otobüsü ve feribot seferleri var, yolculuk 30 dakika sürüyor. Kanada pasaportuna vize gerekmiyor. Turla gelen Türk vatandaşlarına da kapıda vize uygulaması olduğu için deniz otobüsleri dolu. Çeşme’den gelip, otobüsle adayı gezip, yemek yiyip denize girdikten sonra akşamüstü dönmek neredeyse Çeşme’den İzmir’e gidip gelmekten daha kolay.

    Ayak bastığımızda ilk dikkatimizi çeken şeylerden biri de görüntü ve ses kirliliğinin olmayışı idi.

    Komşuda şimdiye kadar Atina ile birlikte Rodos ve Kos (İstanköy) adalarını görmüştüm, Sakız adası da gerçekten görülüp yaşanması gereken bir yer.

    Peki nasıl yaşanabilir bu adanın sundukları? Mimarisi, plajları, yerleşim bölgeleri, sokakları biraz İzmir, biraz eski Bodrum karışımı. Gün ve gece boyunca size eşlik eden ağustos böcekleri korosu en güzel müzik. Diğer taraftan çam, kekik kokuları, kimbilir daha nice ağacın, baharatın kokusuna karışıyor ve ortaya muhteşem bir parfüm çıkıyor. Bu Ege’nin tipik kokusu. Hani İstanbul’dan güneye inerken Balıkesir’i geçtikten sonra başlayan Ege’nin kendine has kokusu vardır ya, işte o.

  • Sn. Ali Rıza Güney ile Söyleşi

    Sn. Ali Rıza Güney ile Söyleşi

    Toronto Başkonsolumuz Sn. Ali Rıza Güney ile, günlük iş koşuşturmasının arasında, fakat iş hayatı yerine daha çok özel hayatını konu alan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sizlerle paylaşıyoruz.

    – Söyleşimize Kanada’da yaşayan Türk toplumu için kısa bir özgeçmişinizle başlayabilir miyiz?

    1971 yılında Ankara’da doğdum. İlkokul eğitimimi Ankara Koleji, ortaokul ve lise eğitimimi de Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde tamamladıktan sonra ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümüne girdim ve anılan bölümden 1994 yılında mezun oldum. 2 yıl süreyle Bilkent Üniversitesinde Siyaset Bilimi alanında, 1 yıl da İtalya’nın Bologna şehrindeki Johns Hopkins Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler Yüksek Diploma programını tamamlayıp Dışişleri Bakanlığına girdim.

    2014’te 17.yılımı tamamladığım ve büyük bir onurla sürdürdüğüm bu meslekte Suudi Arabistan, Almanya ve Kudüs’te görev yaptım. Ankara’da Yurtdışı Tanıtma ve Amerika dairelerinde bulundum. Toronto’daki görevime başlamadan önce iki yıl süreyle Ortadoğu Daire Başkanlığı görevini yürüttüm.

    – Okul döneminizdeki hedefleriniz ile bugün geldiğiniz konumu kıyaslar mısınız? Diplomat olmak hedeflerinizden biri miydi? Sizi yönlendiren etkenler neler oldu?

    Hayatın akışı, yıllar içerisinde edindiğiniz izlenimler, karşınıza çıkan örnekler ve benimsediğiniz rol modeller tabiatıyla sizin de gideceğiniz yolun yönünde belirleyici rol oynuyor. İlk ve ortaokul dönemlerinde bambaşka meslekler hayal ederken, üniversite yıllarımda özellikle bazı diplomat büyüklerimle tanışmış olmam ve kendi geleceğimi o şahıslarla özdeşleştirmem Dışişleri Bakanlığı idealimde önemli bir etken oldu.  Diğer bir ifadeyle üniversitenin birinci sınıfından itibaren kendimi bu mesleğin bir parçası olarak gördüm ve formasyonumu bu kararıma gore şekillendirmeye başladım. Bu mesleği yapma imkanım olmasaydı, akademisyen veya iç mimar olmayı arzu ederdim.

    – Bir diplomat olarak belli zamanlarda yer değiştirmek, farklı ülkelere gidip yeni bir düzen kurmak mesleğinizin bir parçası. Sizin için bu sürecin güzellikleri ve tabi olarak zorlukları nelerdir?

    Her meslekte olduğu gibi, eski tabirle “hariciye” mesleğinin de kendine göre olumlu ve olumsuz yanları bulunuyor. Bu mesleğe girmek isteyen gençlerimizin kendilerine soracakları en önemli soru, “idealist” olup olmadıklarıdır. Ülke sevgisi, vatan aşkı ve onur duygusu, bizler için canlarını vermekten kaçınmamış atalarımıza ve tarihimize olan sorumluluk bilinci bu mesleğin olumsuz gibi gözüken yanlarını gözardı edebilmemizdeki en önemli unsurlardır. Aksi halde bu mesleği icra ederken yaptığınız fedakarlıklar, katlanılmaz bir hale gelebilir.

    – Bir diplomat değil ama bir aile bireyi, bir baba ve bir eş olarak kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Özel yaşamınızda aileniz, arkadaşlarınız size nasıl değerlendirir?

    Bir insan her ne kadar objektif olduğunu iddia ederse etsin, kendini samimi bir şekilde değerlendirebileceğini düşünmüyorum. Bu nedenle özellikle çevremdiklerin benim hakkımdaki izlenimlerine fazlasıyla önem veririm ve beni değerlendirme hakkının onlarda olduğuna inanırım. Kaldı ki, içeriden kendinizi algılamanız ile dışarıdan algılanış tarzınız arasında bazen uçurumlar olabiliyor.

    Çevremdikilerden duyduklarımı sizinle paylaşacak olursam, duygusal özelliğimin ağır bastığını soyleyenler çoğunlukta diyebilirim. Meslekte ise bazen aşırı titiz olduğum yönünde eleştiriler alabiliyorum.

    – Yoğun ve özellikle Türkiye ile olan saat farkını da dikkate alır isek, mesai saati kavramı olmayan bir iş ortamında çalışıyorsunuz. İş dışında vakit bulduğunuz zamanlarda yaptığınız veya yapmak istediğiniz özel ilgi alanlarınız var mıdır?

    Ciddi bir kitaplığım var ve Toronto’da özellikle ikinci el kitap satan dükkanlar nedeniyle kitaplarımın sayısı sürekli artıyor. Ankara’da Ortadoğu Daire Başkanlığım sırasında gece yarısından sonrasına sarkan bir mesai temposunda çalıştığım için yoğun çalışma koşullarına karşı yeterince kondisyonum olduğunu düşünüyorum. Gece geç vakit de eve gitsem, beni en çok dinlendiren alışkanlıklarımdan biri sevdiğim bir konuda kitap okumak. Bu konuda da ilginç bir tarzım var sanırım, çünkü 4 veya 5 kitabı aynı dönemde eşzamanlı olarak okumayı seviyorum. Bunun dışında ve tabitaıyla kitap okumaktan da önce gelen ilgi alanım, oğlumla vakit geçirmek. Onun yanında uluslararası ilişkilerin katı gerçekliği ve acımasızlığının, günlük diplomasinin, sorunların ve koşturmacanın içinden sıyrılıp başka bir dünyaya seyahat ediyorum adeta.

    – Bu söyleşi için ayırdığınız zaman için Telve okurları adına çok teşekkür ediyoruz. Meslek hayatınızda başarılar diliyoruz.

    Ben size teşekkür ediyor ve Telve ailesine başarılar diliyorum.

  • Gurbet – Gurbetçilik

    Gurbet – Gurbetçilik

    Türkçede gurbet, duygular yüklü bir sözcüktür. İngilizce, Fransızca’da buna karşılık gelen nostalgia, nostalgie sözcüklerinin aynı heyecanlı anlamları taşıdıklarını sanmıyorum.

    Arapça kökenli gurbet kelimesini Türkçe eklerle de çok zenginleştirmişiz. Türk Dil Kurumu Sözlük’ünde (2011) şunları görüyoruz: “gurbet çekmek, gurbete çıkmak, gurbet (gurbet ellere) düşmek, gurbetçi, gurbetçilik, gurbet eli, gurbetlik, gurbetzede.

    Son dönem şairlerinden Kemalettin Kamu (1901-1948), ‘Gurbet’ (Mehmed Fuat, s. 68) adlı şiirinde:

    Ben gurbette değilim / Gurbet benim içimde

    diyerek bu sözcüğe yeni bir kavram, bir ‘iç gurbet’ anlamını da kazandırmış.

    Ya bizim gibi başka ülkelerde yaşayanlar? Bizler için gurbet hem içimizde ve hem de dışımızda değil mi ?

    Öyle ya vatanın bir başka köşesinde olan şair, yine de herşeyi aynı olan bir toplumun arasındaydı. Onun için gurbet’i yalnız içinde duyuyordu. Ya bizim gibi başka ülkelerde yaşayanlar? Bizler için gurbet hem içimizde ve hem de dışımızda değil mi ?

    Hiç olmazsa bu şiir beni kendi bir naçizane şiirimde şöyle demeye götürdü (Gökçen, 419):

    Gurbet içimde demiş şair / Benim ise hem içimde, hem dışımda.

    Nedir bu dış gurbetçilikler?

    Örneğin, kendi musiki duyarlığım yönünden, çarşıda pazarda duyduğum musiki. Yine aynı kendi şiirimden:

    Tamtamlar çalıyor çarşıda pazarda,

    Kasacı kız da mırıldanmaz mı bunları

    Dar atıyorum kendimi dışarıya,

    Atıyorum da bir türkü tutturuyorum, Sabâ’dan:

    Ezmeyinen, ezmeyinen / Yar bulunmaz gezmeyinen

    Hem açılıyorum, hem de tıkanıyor !

    Daha başka neler ? Örneğin, bir Kilis’li olarak yeme, içme:

    Pizza, kok, donat …

    Nerede o Kilis’in lahmacunu, ayranı, künefesi ?

    Nerede o çiğ köftler, şişkebaplar, cacıklar ?

    Bir sporcu olmadığım halde yine de şöyle diyebiliyorum:

    Bilmem hangi dangalak düşünmüş topa sopa ile vurmayı ?

    Açmaz beni bunlar açmaz

    Bakınız eski Bekiştaş’lıyım ben !

     

  • Kıymeti Bilinmeyen Sahip Olduğumuz Güç

    Kıymeti Bilinmeyen Sahip Olduğumuz Güç

    Bu yazıyı yazmamın amacı bir çoğumuzun halen fark etmediği ya da önemsemediği bir gücün aslında hayatımızı ne kadar etkilediği ile ilgilidir. Bahsedeceğim bu güzel gücün adı duymak duyabilmek.

    Ben sağlıklı duyan duyabilen bir insan olarak dünyaya gelme sansına sahip oldum. Ancak 2001 den (yas 38) itibaren sol kulağımda duyma kaybım başladı.O dönemlerde sağ kulağımın sağlıklı olması sebebi ile çokta önemsemedim. Yıl 2013’e geldiğinde sol kulağımı tamamen kaybetme noktasına geldiğim gibi 2011’den itibaren sağ kulağımda aynı etkileri göstermeye başladı. Sol kulağımın son 10 yılda bu noktaya gelmesi beni sağ kulağımın da aynı yolda gidebileceğini düşündürdü. Ama teori ile pratik aynı şekilde yürümedi, hücre yaşlanması olayı hızlandırdı.  2013 yılına geldiğimizde artık tek başıma hayatımı konuşarak idame edememe noktasına gelince, 2014 Mart ayında sol kulağıma biyonik kulak, BK ( Cochlear Implant,CI) ameliyatı yapıldı. Bugün tekrar BK sayesinde duyabiliyorum. Ancak yine de gerçek bir kulağın o muhteşem duyabilme gücüne sahip değilim. Buna da şükür diyorum.Çünkü artık öyle veya böyle hayatımı idame ettirebiliyorum.

    Size yaşadıklarımdan  bazı olayları paylaşarak bu gücün etkisini biraz olsun hissettirebilir miyim bilmiyorum.

    Arkadaşınız ile bir kafedesiniz. Arkadaşınız size çok heyecanlı bir olayı anlatıyor. Ancak siz bunu tam olarak duyamadığınız için onun heyecanına ortak olamıyorsunuz.. Çalışma ortamında  iş arkadaşınız sizden bir şey rica etti. Ancak siz bunu duyamadığınız için cevap vermiyorsunuz. İş arkadaşınızın bana cevap bile verme gereği duymadığını düşündüğünü ve gelecekteki ilişkinizi nasıl etkilediğini düşünün. Arkadaşlarınızla bara gittiniz. Ancak siz yine herşeyi duyamadığınız için, herkes konuşulan,  paylaşılan o güzel anlara gülerken siz sadece o anların sıcaklığını hissedemeden yapmacık bir gülümseme ile katılmak zorunda olduğunuzu düşünün. Evdesiniz, kapı çaldı, duymuyorsunuz. Telefon çalıyor, farkında bile değilsiniz. Farkında olduğunuzu düşünün. Açtınız. Bu sefer kendinizi pür dikkat telefonun hoparlörüne verdiniz. Ama yine de kızınızın/oğlunuzun söylediklerini anlayamadığınızı çaresizce düşünün. Ve bu hissi 30-40lı yaşlarda aktif bir çalışma hayatında yaşamayı düşünün. Televizyon radyo zaten ne mümkün. Suyun bildiğiniz sesini  bile artık duyamadığınızı düşünün. Debisi çok  güçlü olan bir suyun  sessiz akması ne kadar normal olabilir?

    Duyabilen bir insan için yaşamın bu kesitleri ne kadar doğalsa duyamayan bir insan için ise o derece korkunç bir yalnızlık çaresizlik ve ızdıraptır. Bu nedenle duymayı duyabilmeyi bir güç olarak tanımladım.

    Falih Tuncer

    Gelecek sayıda:  Biyonik kulak teknolojisi ve ameliyat süreci

    Falih Tuncer, 1962 Almanya  doğumludur. 1985 de ODTU Metalurji Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Türkiye’de önce işgören ve bilahare işveren olarak çalıştı. 2001 yılının Mayıs ayında Kanada’ya geldi. Burada Petro Canada ve  A&W firmasının Franchise’i olarak on yıl kendi işini yürüttü. Kulak rahatsızlığı sebebi ile 2013 yılından beri aktif iş yaşamından bir süreliğine ayrıldı.

     

     

     

     

  • Çocuk Oyunları II

    Çocuk Oyunları II

    Bugünkü yazımda sizlerle İngiltere, Fransa ve İspanya’da oynanan çocuk oyunlarından 3 tanesini paylaşmak istiyorum. Çocuklarımızla, çocuklarımızın arkadaşlarıyla oynayabileceği türden oyunlar..

    1. İngiltere’den Ladder Jump (zıplamak serbest) oyunu
      Oyunda iki takım yer alır. Her takım en az  üç , dört oyuncudan oluşur. Oyuncular numara sırası alırlar. Belirlenen bir başlangıç çizgisinden itibaren belirli bir hedefe doğru sırayla önce birinci takımın birinci oyuncusu, sonra ikinci takımın birinci oyuncusu, daha sonra takımların ikinci, üçüncü ve diğer oyuncuları, takımlarındaki kendilerinden önce sıçrayan oyuncunun ayak izini kendilerine başlangıç noktası olarak alarak sıçrarlar.Tüm oyuncuların sıçramaları tamamlandığında en uzak mesafeye erişmiş olan takım oyunu kazanır.
    2. Fransa ‘dan Değiş- Tokuş Oyunu
      Bu oyun on veya daha fazla sayıda kişi ile oynanır. Oyuncu sayısı kadar, halka şeklinde  sandalye dizilerek ebe hariç oyuna katılan kişilerin bu sandalyelere oturması  veya sandalyesiz ortamda, ayakta halka şeklinde durulması sağlanır. Ebenin gözü bağlanır. Oyuncular da birer sıra numarası alırlar. Ebe rasgele iki numara söyler. Bu numaraları almış olan oyuncular süratle yer değiştirmeye çalışırlar. Ebe bu oyunculardan birini yakalamaya çalışır. Yakaladığı oyuncu ebe olur.
    3. İspanya’dan Bandiera (Bayrak Kapmaca) Oyunu
      Oyun en az 11 ve daha fazla sayıda oyuncunun katılımıyla oynanırsa daha zevkli olur. Bir kişi ortaya geçerek bayrağı tutar. Diğer oyuncular iki takıma ayrılırlar. Takımların oyuncuları sıra numarası alarak aynı sıra numaralı kişiler birbirlerinin tam karşısında, yüzyüze bakacak şekilde dizilirler. Bayrağı taşıyan oyuncu işaret verdiğinde, önce takımların birinci oyuncuları , daha sonra sırayla diğer oyuncuları koşarak bayrağı kapmaya çalışır. Bayrağı en çok kapan takım birinci olur.

    Geçenlerde bir parkta gezerken yere tebeşirle çizilmiş seksek oyunları gördüm.

    Değişik kökenlerden toplulukların yaşadığı bir şehirde kendi oyunlarımızı başkalarının da  oynadığını görmek beni  heyecenlandırdı..

    Sevgiyle kalın…

    Meral Atabay

    Kaynaklar:
    www.partner.tr.msn.com
    www.arsiv.ntvmsnbc.com

    Meral Atabay, Türkiye’de finans sektöründe uzun yıllar proje yönetimi, sistem geliştirme ve organizasyon konularında yöneticilik görevlerinde bulunmuştur. Takip eden yıllarda sekiz yıl süreyle aynı konularda yönetim ve eğitim danışmanlığı yaptıktan sonra Toronto’ ya yerleşmiştir. 2 çocuk annesidir. Gençlerin zihinsel ve duygusal gelişimlerini olumlu bir şekilde tamamlayabilmeleri için çocukluktan itibaren mümkün olduğunca çok sosyalleşerek, grup, takım oyunları oynamaları gerektiği düşüncesini savunmaktadır.
  • Yeni Ottava Büyükelçimiz

    Yeni Ottava Büyükelçimiz

    T.C. Ottava Büyükelçisi Selçuk Ünal, 9 Eylül 2014 tarihi itibari ile yeni görevine başladı. Kanada’da yaşayan Türk toplumuna ve vatandaşlarımıza yönelik hazırladığı duyuruyu aşağıda bulabilirsiniz.

    Kanada Türk Toplumunun Değerli Üyeleri, Kıymetli Vatandaşlarım,

    Türkiye Cumhuriyeti Ottava Büyükelçisi olarak bugün, 9 Eylül 2014 tarihi itibariyle Kanada’ya gelerek göreve başladım.

    Türkiye ile Kanada arasındaki toplumsal bağların temel kaynağı olan siz vatandaşlarımızın huzuru, refahı, esenliği ve haklarının korunması için hizmet edecek olmaktan dolayı büyük bir gurur ve memnuniyet duymaktayım.

    1967-1969 yılları arasında Vancouver’da çalışmış bir ailenin çocuğu olarak bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni Kanada’da temsil etme görevine uygun görülmem benim için ayrı ve özel bir şeref kaynağıdır. Bu geçmişe dayanarak, Kanada’da yaşayan vatandaşlarımızın ve toplum üyelerimizin öncelikli ihtiyaç ve taleplerinin bilincinde olduğumu ve doğru şekilde değerlendirebileceğimi düşünüyorum.

    19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu tebaası yurttaşlarımız ve soydaşlarımızın Kanada’ya ilk göçüyle başlayan, yıllar içerisinde gelişerek artan ve niteliği de değişen buradaki toplumsal mevcudiyetimiz, Türkiye-Kanada ilişkilerinin en önemli unsurunu oluşturmaktadır.

    Kanada’nın çok kültürlü yapısı içerisinde toplumun her alanında kendini ispatlamış ve çağdaş evrensel değerleri benimsemiş siz toplum üyelerimiz, bu ülkeye katkı sağlamakta, Kanada için önemli bir değer sunmaktadır.

    Toplum üyelerimizin Kanada toplumu ile tesis ettiği uyumun yanı sıra ortak bir geçmiş ve değerler birliğini paylaştığımız Kanada’da, başta soydaş ve akraba topluluklar olmak üzere, yerleşik diğer toplumlarla da tarihi dostluklar çerçevesinde gönül birliği yapması suretiyle dayanışmasını göstermesi, hoşgörü ve kültürel zenginliğimizin bu ülkedeki en güzel yansıması olacaktır.

    Kanada’daki siz değerli vatandaşlarımızın ve toplum üyelerimizin bu ülkedeki mevcudiyetlerini güçlendirmek ve sizlere daha iyi hizmet vermek, görevim sırasındaki en önemli önceliğim olacaktır.

    İlişkilerimizin 70. yılında Kanada’ya atanan 27. Türk Büyükelçisi olan şahsım başta olmak üzere Ottava Büyükelçiliği, Toronto Başkonsolosluğu ve ülke çapındaki Fahri Başkonsolosluk ve Konsolosluklarımızdaki tüm mesai arkadaşlarımın buradaki temel varlık nedeni, sizlere en iyi ve kaliteli kamu hizmetini hızla sağlayabilmek ve Devletimizin güçlü elini sizlere ulaştırmaktır.

    Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkin yanıt verebilmek için tüm temsilciliklerimizin Kanada ölçeğinde her bölgeye erişim sağlayabilecek şekilde arttırılması ve Gezici Konsolosluk hizmetleriyle uzak eyaletlerdeki yurttaşlarımıza daha sık aralıklarla kamu hizmeti götürülmesi yönündeki çalışmalarımız sürecektir.

    Türkiye, günümüz koşullarında diplomatik temsili, ekonomisinin gücü ve uluslararası camianın sorumlu bir üyesi olarak uluslararası platformlarda artan etkisi ile uluslararası ortamda daha görünür hale gelmiştir.  Türkiye ile Kanada arasındaki siyasi, ekonomik, ticari ve kültürel ilişkilerde kaydedilecek her türlü gelişme de bu çerçevede doğrudan ya da dolaylı olarak Kanada Türk toplumunun ve vatandaşlarımızın bu ülkedeki varlığını, görünürlüğünü güçlendirecektir.

    Bu itibarla, iki ülke ilişkilerini olumlu bir gündemle ilerletmek, toplumumuzun  gelişimine katkı sağlayarak hak ve çıkarlarını korumak, ülkemizin ve milletimizin buradaki görünürlüğünü yükseltmek amacıyla yapılacak tüm çalışmalarımızda tabiatıyla vatandaşlarımızın ve toplum üyelerimizin yakın desteğini bekliyoruz.

    Tüm vatandaşlarımıza en içten saygı ve sevgilerimi sunar, hepinizi muhabbetle selamlarım.

  • Kuvayi Milliye Destanı

    Kuvayi Milliye Destanı

    Herhalde, Başkomutanlık Meydan Savaşını en güzel anlatan eserlerden biri Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı’nın sekizinci bölümüdür. 30 Ağustos Zafer Bayramını kutladığımız bu dönemde sizlerle bu güzel destanın bu bölümünü paylaşıyoruz.

     

    Kuvayi Milliye by Nazim Hikmetsekizinci bap

    26 ağustos gecesinde saatlar
    iki otuzdan beş otuza kadar
    ve
    izmir rıhtımından akdeniz’e
    bakan nefer

    saat 2.30.

    kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
    ne ağaç, ne kuş sesi,
    ne toprak kokusu vardır.
    gündüz güneşin,
    gece yıldızların altında kayalardır.
    ve şimdi gece olduğu için
    ve dünya karanlıkta daha bizim,
    daha yakın,
    daha küçük kaldığı için
    ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
    evimize, aşkımıza ve kendimize dair
    sesler geldiği için
    kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
    okşayarak gülümseyen bıyığını
    seyrediyordu kocatepe’den
    dünyanın en yıldızlı karanlığını.
    düşman üç saatlik yerdedir
    ve hıdırlık tepesi olmasa
    afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
    kuzeydoğuda güzelim dağları

    ve dağlarda tek
    tek

    ateşler yanıyor.
    ovada akarçay bir pırıltı halinde
    ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
    şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var:
    akarçay belki bir akar su,
    belki bir ırmak,
    belki küçücük bir nehirdir.
    akarçay dereboğazı’nda değirmenleri çevirip
    ve kılçıksız yılan balıklarıyla
    yedişehitler kayasının gölgesine girip
    çıkar.
    ve kocaman çiçekleri eflâtun
    kırmızı
    beyaz
    ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
    haşhaşların arasından akar.
    ve afyon önünde
    altıgözler köprüsü’nün altından
    gündoğuya dönerek
    ve konya tren hattına rastlayıp yolda
    büyükçobanlar köyü’nü solda
    ve kızılkilise’yi sağda bırakıp
    gider.

  • Anadolu Halk Oyuncuları ve EZGI

    Anadolu Halk Oyuncuları ve EZGI

    Anadolu Halk Oyuncuları  ve  EZGI – Türk Halk Müziği Grubu 34. Yıl Türk Halk Dans ve Halk Müzik çalışmalarına 21 Eylül 2014 Pazar günü başlıyor. Detaylar için burayı tıklayınız.

    Anatolian Folk Dancers and EZGI – Turkish Folk Music Ensemble starts their 34th year of Turkish Folk Dance and Folk Music rehearsals on Sunday Sep 21 2014. Please click here for more detailed information.

  • Dede Korkut Hikayeleri

    Dede Korkut Hikayeleri

    Fotograf: Dresden Kütüphanesindeki orijinal kopya / Arno Burgi

    Dede Korkut hikayeleri Türklerin geleneklerini, yaşama biçimlerini, toplum içindeki ilişkilerini ve değer yargılarını, İslamiyet öncesi dönemden günümüze ulaştıran en değerli eserlerden biridir.Dede Korkut ise bu hikayeleri derleyen ve kuşaklar boyu anlatılarak bugüne kadar gelmesini sağlayan bir ulu kişi, bir “ata”dır.

    Bu hikayeler yüzyıllar boyunca dilden dile aktarıldıktan sonra ancak 14. yüzyıldan itibaren yazıya geçirilmiştir. Kitab-ı Dedem Korkut ala Lisan-ı Taife-i Oğuzhan bu kitabın özgün adıdır.

    Dede Korkut’un kim olduğu konusunda bugün elimizde kesin kanıtlar olmamakla birlikte, Türklerin ozanı ve Şaman soyundan gelen, olağanüstü güçleri olan ulu bir kişi olduğuna inanılır. Dede Korkut kitabının en başında yer alan “Hazreti Muhammed zamanına yakın, Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er çıktı. O kişi Oğuz’un her şeyini bilirdi, ne derse olurdu. Bilinmezliklerden türlü haber verirdi. Tanrı onun gönlüne ilham ederdi.” şeklinde başlayan paragrafı bize bu konuda ipuçları vermektedir.

    İlk orijinal kopyası Dresden Kütüphanesinde bulunmaktadır. Dede Korkut ve hikayeleri ile ilgili araştırma yapan pek çok bilim adamı bu baskıyı referans almıştır.

    1950 yılında ise, İtalyan bilim adamı Ettore Rossi, Vatikan Kütüphanesinde eserin bir başka kopyası olduğunu bulmuş ve bunu bilim çevrelerine duyurmuştur.

    Hikayeler destansı bir hava içerisinde anlatılmakta, Türklerin İslamiyet öncesi dönemleri hakkında önemli bilgiler aktarmaktadır. Orta Asya’da ve Ön Asya’da yaşayan Türk toplumlarının yaşam biçimlerini ve değerlerini bu hikayelerde açıkça görebiliyoruz. Hikayelerin yazıya geçirildiği dönem, Türklerin Müslümanlığı kabul etmesinden sonra olması nedeni ile, bu hikayelerde bazı İslami ögelere de rastlanmaktadır. Ancak, İslamiyet öncesi Türk toplumunun temel özelliklerinden olan ataerkil yapı, ataya saygı, kız erkek ilişkilerindeki ortak yaşam şekli, kahramanlık gibi unsurlara hikayelerde sıklıkla rastlanmaktadır.

    Hikayelerde kullanılan dil ve bazı kelimeler, farklı Türk boylarında farklı anlamlar ifade etmekte veya bugün Türkçesi ile tam anlaşılamamaktadır. Bu nedenle, bugün bu konuda araştırma yapan bilim adamlarının önündeki önemli sorunlardan biri de, hikayeleri günümüz Türkçesine aktarırken,  doğru kelimeleri kullanabilmektir.

    Prof. Muharrem Ergin, Faruk Sümer, Pertev Naili Boratav, Fahrettin Kırzıoğlu, Adnan Binyazar, Orhan Şaik Gökyay ve Semih Tezcan,  Dede Korkut üzerine önemli çalışmalar yapmışlardır. Semih Tezcan, sözcükler ile ilgili yaşanan zorlukları azaltmak için özellikle bunların kullanımı konusunda farklı lehçelerde incelemeler yapmış ve bunları yayınlamıştır.

    Hakan Alpay

    Kaynakça:

    • Adnan Binyazar, “Dede Korkut”, Yapı Kredi Yayınları, 2009
    • Muharrem Ergin, “Dede Korkut Kitabı”, 1000 Temel Eser, M.E.B. Devlet Kitapları, 1969

     

     

  • Asuman’ca lezzetler: Çatlak Patates

    Asuman’ca lezzetler: Çatlak Patates

    Sevgili Telve okuyucuları,

    Bu sayımızda sizlerle, hazırlanması çok kolay, lezzetli ve sağlıklı bir garnitür paylaşmak istedim.

    Etin, balığın, tavuğun yanına yakışan kolay ve lezzetli bir garnitür. Adı nedir bilemem, belki de bir adı bile yoktur ama ben “çatlak patates“ dedim.

    Neyse biz gelelim patateslerimize; Minik taze patatesleri iyice fırçalayıp yıkadıktan sonra, süzgüde sularını süzdürüyoruz (kabuklarını soymuyoruz). Patatesleri kesme tahtasınına alıp ağır bir aletle (et dövme demiri, merdane vs.) üzerlerine hafifçe vurup çatlatıyoruz. Bu arada döküm ya da teflon tencerede 2-3 yemek kaşığı (patatesin miktarına göre değişir) zeytinyağını ısıtıp, patatesleri tencereye alıyoruz ve kapağını kapatıp sık sık tencereyi sallayarak patatesler pişene kadar orta ateşte pişiriyoruz.

    Servis tabağına alıp, tabağın kenarına tercihen acı pul ya da tozbiber serperek, sıcak servis yapıyoruz.

    Hepsi bu, deneyeceklere afiyet olsun.

    Sevgiler,

    Asuman Dinçer

     Asuman Dinçer, İzmir ’35,5’ Karşıyaka doğumludur.  Karşıyaka Kız Meslek Lisesi Resim Bölümünü bitirdikten sonra, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesinde  resim eğitimine bir süreliğine devam edip, 1986 yılında Kanada’ya yerleşmiştir. Yemek yapmak ve fotoğraf çekmek hobileri arasında olduğundan, 2009 senesinde bu iki hobisini birleştirip ARNAVUTciğeri isimli bloğunu açmıştır. Burada okuyucuları ile paylaştığı tariflerini, Asuman’ca Lezzetler adı altında Telve ‘de  de okuyucuları ile buluşturmaktadır.
  • Gallery Hittite's Summer Group Show

    Gallery Hittite’s Summer Group Show

    You are cordially invited to
    Gallery Hittite’s
    Summer Group Show!

    I hope to see you on the opening day  Thursday, June 19, from 7-9pm.

    The exhibition will run until July 10, 2014 with gallery hours Wed – Sat, 12-6pm.
    107 Scollard St. Toronto M5R 1G4

  • Editör’den

    Editör’den

    Çok zor geçen bir kışı geride bıraktık. Baharın keyfini süremeden yaza girdik. Artık tatil yapma zamanı. İzinler alınıyor, tatil planları yapılıyor ve büyük çoğunlukla Türkiye’ye yakınlar ve dostlar görülmeye gidiliyor.

    Kanada Türk toplumu için son iki ay yine hareketli geçti. Maalesef Mayıs ayı içinde yaşadığımız Soma faciası bizleri derinden yaraladı. Yaşamını yitiren kardeşlerimizin ailelerine destek olmak için bir yardım kampanyası düzenledik ve Haziran sonu itibari ile sonlandırdık.

    1 Temmuz’da geleneksel Canada Day pikniğimizi gerçekleştirdik. Brantford’da Mount Hope mezarlığında Türk bölümü açıldı. Asian Heritage Month kapsamında gönüllülerimiz iki farklı kütüphanede Kilim Dokuma etkinliği düzenlediler. 23 Nisan Uluslararası Çocuk Günü etkinliğimizde destek olan gönüllülerimiz ile yorgunluk atmak için yine geleneksel partimizi düzenledik. Bu sayımızda ilgili haberlerimizi okuyabilirsiniz.

    Uluç Özgüven bu sayıda Sn. Özay Mehmet ile yeni kitabı hakkında yaptığı söyleşiyi video formatında bizlere aktarıyor. Ayrıca Mercan Dede ile 15 Haziran günü Toronto’da verdiği konser öncesi yapmış olduğu güzel röportajı da bu sayımızda bulabilirsiniz.

    Sn. İlhami Gökçen, bizlere baharı müjdeleyen Türk Müziğinin güzel eserlerinden bir örnek sunuyor.

    Sn. Mahir Aydın, artık bir araştırmacı gazeteci olarak bizlere bu sayıda çok farklı bir konuda yaptığı çalışmaları özetliyor. Konusu gelir dağılımı.

    Sn. Meral Atabay, bu sayımızda bizlere ilk yazısını gönderdi. Konumuz, artık çocuklarımızın hiç öğrenme fırsatını bulamadığı, bizlerin ise nerede ise unutacağımız çocuk oyunları.

    Sn. Asuman Dinçer yine muhteşem bir lezzet tarifi ile bu sayımızda. Yaz ayları için enginarlı bir yemek ne güzel olur.

    Bu sayımızda toplumumuzun iki değerli üyesi ile yapmış olduğumuz söyleşileri de sizlerle paylaşıyoruz. Başarılı girişimcimiz Sn. Günsan Çetin ve başarılı resim sanatçımız Hikmet Çetinkaya.

    Her zaman olduğu gibi, bu sayımızın hazırlanmasında emeği geçen tüm yazarlarımızı, gönüllülerimizi tekrar alkışlıyoruz. Emekleri için çok teşekkür ediyoruz.

    Hepinize keyifli bir yaz, güzel günler diliyoruz.

    Saygılarımızla

    Hakan Alpay

  • Soma Yardım Kampanyamız Sona Erdi

    Soma Yardım Kampanyamız Sona Erdi

    Soma Yardım Kampanyasına destekte bulunan değerli toplum üyelerimiz;

    13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesindeki maden ocağında meydana gelen ve 301 madenci kardeşimizin yaşamına mal olan facianın üzerinden yaklaşık 2 ay geçti. Yaşam geride kalan acılı yakınları için devam ediyor. Facianın hemen ardından Sayın Lale Eskicioğlu ile birlikte başlattığımız ve Türkiye’de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Soma için yapacağı çalışmalara destek olacak yardım kampanyamız artık sona erdi. Yaşamını yitiren kardeşlerimizi geri getiremeyeceğiz. Ama aileleri için bir umut ışığı yakabileceğiz. Yetim çocuklarımızın aydın birer genç olarak büyümelerine destek olabileceğiz.

    Sizler, Soma’da yaşamını yitiren  kardeşlerimizin ailelerinin geleceğe daha umutla bakmalarına, çocuklarının ileride birer aydın genç olarak yetişmelerine yardımcı oldunuz. Kampanya süresince toplanan 14,100 Kanada Doları,  Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kampanya ile ilgili açmış olduğu Yapı Kredi Bankası İstanbul Etiler ÖBM Şubesi TR28 0006 7010 0000  0094 8822 78 numaralı hesabına 26 Haziran 2014 tarihinde transfer edilmiştir.  Hepinize gönül dolusu teşekkür ediyoruz.

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne yaptığımız transfer ile ilgili banka dekontunu aşağıdaki link üzerinden görebilirsiniz:

    Cagdas Yasam Wire Transfer

    Yardım kampanyamız ile ilgili, bu yazının hazırlanmasından sonra olan son güncellemelere ise aşağıdaki link üzerinden ulaşabilirsiniz:

    https://turkishcanada.org/soma-icin-bugun

    Yardım çalışmaları ile ilgili bilgilendirme  mektubuna aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

    [icon size=”small” name=”file-text”] Soma kampanyası çalışma bilgileri

    Soma Mine Disaster in Turkey Soma Mine Disaster in Turkey Soma Mine Disaster in Turkey

  • Mount Hope Mezarlığında Türk Bölümü

    Mount Hope Mezarlığında Türk Bölümü

    Brantford’daki “Mount Hope” mezarlığında bulunan Türk Bölümü’nde, Birinci Dunya Savasi sırasında Kanada hükümeti tarafından toplanıp, Kapuskasing’de hapis edilen, ve daha sonra yaşamlarını kaybeden vatandaşlarımız için, üzerinde isim bilgileri, doğum ve ölüm tarihleriyle birlikte, Türkçe, İngilizce ve Arapça “El-Fatiha” ifadesi ve Ay-Yıldızımız bulunan mezar taşının dikilmesi yönündeki Türk Toplumunun çabaları nihayet olumlu şekilde sonuçlandı.

    Mezarlığa ilk gömülme tarihinden tam 102 yıl sonra,  buraya gömülen ve diğer kayıp kişilerin anısına bir anıt taş dikildi. Sürgün ve hapis dönemi ve sonrasında kaybolanlar ile ilgili belgeler yok edildiği ve izlerini sürecek başka belgelere ulaşılamadığı için, şimdilik isimleri belli olan sadece 14 kişinin ismi anıt taşında yer aldı.

    22 Haziran 2014 Pazar günü Mount Hope Mezarlığında saat 11:00’de bir anma töreni düzenlendi. Burada hayatını kaybedenler için cenaze namazı kılındı. Ardından Brantford Müslüman Camisi’nin evsahipliğinde bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda, Brantford Belediye Başkanı, Müslüman Toplumu temsilcileri ve Türk toplumu temsilcileri olayın başlangıcı ve aşamaları ile ilgili konuşmalar yaptılar ve emeği geçenlere Türk Toplumunu temsilen birer plaket verildi.

    Brantford’taki kayıp Türkler ve yaşananlar ile ilgili geniş  bilgileri, Şubat 2014 sayımızda yer alan ve Sayın Prof. Özay Mehmet tarafından yazılan makalede bulabilirsiniz.

    Konu ile ilgili gelişmeleri aktaran yerel basına ait iki makaleyi de aşağıdaki linkler üzerinden inceleyebilirsiniz:

    http://www.brantfordexpositor.ca/2013/08/02/controversy-surrounds-unmarked-mount-hope-cemetery-plot

    http://www.brantfordexpositor.ca/2014/06/11/mount-hope-cemetery-two-stones-planned-to-recognize-burial-site

    DSCN0446 DSCN0452

  • Angelina’s Treasure

    Angelina’s Treasure

    Anlgelina's TreasureÖzay Mehmet ile yeni kitabı Angelina’s Treasure üzerine bir söyleşi yaptım. 2013 yılının Mart ayında çıkan Uzun Ali romanının devamı olan ve Uzun Ali’de anlatılan dönemin öncesini kapsayan yeni romanı ile ilgili kendisinin görüşlerini ve gelecek ile ilgili projelerini aldım.

    Uluç Özgüven

    http://ozguven.info/blog
    https://twitter.com/uozguven

    Uyarı: Bu yazının her hakki yazarına aittir, Yazarın izni olmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

    Uluç Özgüven, Avus­turya Lisesi’ni ve Boğa­ziçi Üniversitesi’ni bitirdi. ABD’deki öğre­nim ve çalışma haya­tın­dan sonra Türkiye’ye döne­rek mes­leği olan bil­gi­sa­yar mühen­dis­li­ğine devam etti. Sanat ve kül­türe meraklıdır. Türkiye’nin nere­deyse tama­mını, Avrupa’nın ve ABD’nin belli başlı şehir­le­rini gezip, fotoğ­raf­ladı. Fotoğ­raf­ları ve röpor­taj­ları Turizm Bakan­lığı yayın­la­rında, Vizon Der­gisi ve THY Sky­life Der­gi­sinde yayın­landı. Kanada’nın yerel gaze­te­le­rinde, Almanca ve İngilizce’den yap­tığı öykü çevi­ri­leri, haber­leri, yerel TV kanal­la­rinda haber ve ropör­taj­ları yayınlandı.

  • Biri Yer, Biri Bakar…

    Biri Yer, Biri Bakar…

    Bence Türkçemizin en güzel tarafı atasözlerimizin zenginliği.  Atasözlerimizle düşüncelerimizi  kısa ve anlaşılır şekilde ifade edebiliriz.  Daha da önemlisi, atasözleri asırlardır toplum olarak birlikte yaşamanın sonucu  kazanılan deneyimleri özetliyor ve yol gösterici oluyorlar.  Oğlumuz kız arkadaşını bizimle tanıştırıp fikrimizi sorduğunda cevabımız hazır “anasına bak, kızını al”; çocuğumuz büyümüş ve yetişkin bir insan olmuş ama hala bazı çocukluk huyları devam ediyor, gülümseyerek hatırlıyoruz “insan yedisinde neyse yetmişinde de odur”, az gelirli bir tanıdığınız taksitle pahalı bir arabamı almış, lafımız “ayranı yok içmeye, tahterevalli ile gidiyor gezmeye” oluyor ve riskli bir işe girmeyi düşünüyoruz “davulun sesi uzaktan hoş gelir” atasözümüz bize dikkatli olmamızı hatırlatıyor.  “Biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar” atasözümüz de toplumun barış içinde yaşaması önünde büyük bir engel olan ekonomik eşitsizlikten doğan sosyal tehlikeyi ifade ediyor.

    Geçmişte ekonomik eşitsizlik üzerine birçok araştırma yapılmış, ancak genç Fransız ekonomisti Thomas  Piketty’nin yeni ”21nci Asırda Kapital” (Capital in the Twenty First Century) isimli kitabı batı ülkelerinde büyük yankı uyandırdı.  Kitabın Fransızca aslı 2013’de İngilizce baskısı ise Mart 2014’de yayınlandı. Kitaptaki sonuçların gelecekte uygulanacak ekonomik politikaları önemli derecede etkileyeceği tahmin ediliyor.     Bazı yorumcular, Karl Marx’ın 1867’de birinci cildini yayınladığı “Kapital, Politik Ekonominin Kritiği” (Capital, Critique of Political Economy) kitabından sonra yazılmış en önemli politik ekonomi kitabı olduğunu iddia ediyorlar.

    Kitabın içeriğine geçmeden önce yazar hakkında  kısa bilgi vereyim: 1971’de Fransa’da doğmuş. 22 yasında doktorasını bitirdikten sonra MİT’da asistan olarak çalışmaya başlamış.   ABD’deki ekonomi araştırmalarını fazla teorik bulduğu için üç sene sonra Fransa’ya geri dönmek zorunda kalmış.  1789 devriminden zamanımıza kadar titizlikle tutulan vergi gelir beyannamelerini inceleyerek gelir dağılımı ve servet birikiminin tarihi gelişimini incelemiş.  Daha sonra araştırmasını başta ABD, İngiltere ve Almanya olmak üzere diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri kapsayacak şekilde genişletmiş.

    Özetle, Pikkety kapitalizmin kendi başına bırakılması halinde zamanla gelir dağılımında büyük  eşitsizlik ortaya çıkacağı, ülke gelirlerinin ve servetinin çok küçük bir azınlıkta yoğunlaşacağı ve bunun sosyal yapı için çok tehlikeli olacağı sunucuna varıyor. Çözüm olarak, zenginlere artan oranda gelir vergisi ve servet vergisinin uygulanması gerektiğini belirtiyor.  Beklendiği şekilde, ABD’deki muhafazakarlar Pikkety’yi sosyalist veya Neo-Marksist olmakla suçlarken, başta 2008 ekonomi Nobel ödülü sahibi Paul Krugman olmak üzere libareller Pikettry’nin araştırma neticelerini ve önerdiği çözümleri büyük oranda desteklediklerini açıkladılar.

  • Asian Heritage Month with Turkish Society of Canada

    Asian Heritage Month with Turkish Society of Canada

    Toronto Public Library, Mayıs ayını Asian Heritage Month olarak kutladı. Bu çerçevede Toronto’nun farklı kütüphanelerinde Asya ülkelerinden farklı kültürleri tanıtan etkinlikler düzenlendi. Halka açık ve ücretsiz bu etkinliklerin bir parçası ise Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası olan kilim dokuma etkinliği idi.

    Turkish Society of Canada gönüllüleri  10 Mayıs  ve 31 Mayıs tarihlerinde sırası ile Maria Shchuka ve Gerrard Ashdale kütüphanelerinde katılımcılara Türk kilimi ve dokuma teknikleri konusunda atölye çalışması yaptı.

    Geniş katılımın olduğu ve katılımcıların büyük keyif aldıkları etkinlik sürecinde gönüllülerimiz, Kanada toplumuna Türk kültürünü tanıtma ve güzel ve kalıcı dostluklar kurma olanağı buldular.

    Katılımcılardan ve organizasyondan gelen teşekkür mesajları verilen emeklerin karşılığının alındığının bir göstergesi oldu. Sizlerle aşağıda paylaşıyoruz:

    “Hi Ruchan:

    Thank you to you and your team for the wonderful weaving program you held at our library on Saturday May 31. Pat told me how much everyone enjoyed weaving with the looms you provided and it was great for our library to offer such a well developed program for adults on a saturday afternoon. I hope the space was suitable and that you found the setup helpful.

    Thanks to you and to Joseph for bringing this program to our branch,

    Gail Ferguson

    Branch Head, Gerrard Ashdale Branch

    Toronto Public Library”

    “I attended yesterday’s weaving workshop at the Gerrard-Ashdale Library and would like to thank you so much for the presentation. I am very interested in the history of textiles and how they reflect the cultures of many countries. I will be sure to explore more about Kilim weaving – and Turkish tradition. Thank you again.

    Bonnie Kukula”

    “I was one if the participants at last week’s Kilim weaving workshop at the Gerard library. Will it be possible to get a picture of how the finished wall hanging looks like? I am enjoying working on the project and would like to be able to finish it but, I will be able to do so only if I see how it’s supposed to look. I should have taken a picture of the sample but I forgot.
    Thank you for sharing your craft and a part of your culture. I highly appreciate and enjoy it tremendously!
    If you will be offering any additional workshop on Kilim weaving, please let me know as I am very interested.
    Looking forward to receive the picture. Thank you!
    Mary Jane”

  • Türk Kilim Dokuma Etkinlikleri

    Türk Kilim Dokuma Etkinlikleri

    10 Mayıs sabahı gönüllülerimiz yine sabah erken kalkıp hazırlanmaya başladılar. Bir gün önce hazırlanan ve etkinlikte ikram edilecek yemekler paketlendi, sergi masası için kültürümüzü temsil eden giysi ve eşyalar kutulara kondu, katılımcılara dağıtılacak kilim tezgahları ve yünler alındı ve yeni bir etkinlikte görev almak üzere yola koyuldular.

    Asian Heritage Month programı kapsamında Toronto Public Library tarafından bir seri etkinlik planlanmış ve  Turkish Society of Canada iki farklı günde ve iki farklı kütüphanede Türk kilimini tanıtmak ve kilim dokuma tekniğini göstermek için Toronto Public Library ile protokal yapmıştı.

    İlk etkinliğimiz, geçen yıl da benzer bir etkinlik gerçekleştirdiğimiz Maria Shchuka Kütüphanesinde gerçekleştirildi. Yaklaşık 3 saat süren etkinlikte her yaş grubundan katılımcı ile güzel bir çalışma gerçekleştirildi.

    İkinci etkinlik ise 31 mayıs tarihinde Gerrard Ashdale Kütüphanesinde gerçekleştirildi. Katılımın sınırlı tutulduğu ve ön kayıt şartı olan bu etkinlikte, beklenenin çok üstünde gelen talep ile kayıt kısa sürede doldu. Etkinlik için ayrılan kütüphanenin ikinci katında yer alan okuma bölümünde boş yer kalmadı. Gönüllülerimiz, yine büyük özveri ile, bu güzel Pazar gününü, dışarıda aileleri ve arkadaşları ile geçirmek yerine, bu toplum hizmeti için etkinlikte görev aldılar.

    Farklı birikimde, farklı yaş grubunda ve farklı beceride katılımcıların çalışmalarını görmek, aldıkları büyük keyife ortak olmak ve kültürümüzü bir parça daha tanıtabilmiş olmak gönüllülerimiz için verilen emeklerin karşılığının alınmasını görmek açısından güzel bir ödül oldu.

    Kültürler arası iletişimi geliştiren, hem Türk toplumunu Kanada toplumuna daha iyi tanıtma ortamı sağlayan hem de toplumumuzun görünülürlüğünü arttırmaya yardımcı olan benzer etkinliklerin içinde olmaya ve yenilerini organize etmeye devam edeceğiz.

  • Reader Comment on Lost Turks of Brantford

    Reader Comment on Lost Turks of Brantford

    We have received a reader comment about the Lost Turks of Brantford article published in February 2014 issue. You can find both this mail and reply from the author of the related article.

    “Subject: article re: Turkish genocide

    Message: Respectfully, the archives in our museum in Kapuskasing, Ontario, where the Brantford Turks were interned show that they were mostly all released and did not die in Kapuskasing. While they were in the Kapuskasing Camp, they were granted a special kitchen to be able to cook foods according to their requirements and different foodstuffs (i.e. rice) to complement their dietary restrictions. The article presented is inflammatory and inaccurate. The author’s assertions need to be verified by archival proofs.

    Julia Latimer

    Kapuskasing Museum”

    “My article did not say that the Brantford Turks died in Kapuskasing. The article did say that all these Brantford Turks perished. I stand behind this statement, pending proof to the contrary.

    No record exists as to what happened to these Turks after they were declared “enemy aliens” under the War Measures Act, 1914. The reason?  Canadian government destroyed all documentation on the subject during 1948-50. Under these circumstances, what archival proof is the writer asking for?

    All I have been able to obtain so far are a few newspapers clippings from Brantford Expositor, and a page from the Roll Call at Kapuskasing listing about a dozen Muslim/Turks, thought to be from Brantford. There is also evidence of food riot(s) and an epidemic during internment at Kapuskasing indicating rough living conditions. Before internment, what crime did these Turks commit? How were they treated by officials in Bantford, Kingston and finally at Kapuskasing? If the writer can provide information on these questions, I, for one, would like to have it.

    What is important is that these Turks all vanished after their internment. Does the writer know any surivivor(s)?

    As well, the writer might also care to enlighten us on what, in my article, is “inflammatory and inaccurate”….especially in view of the Harper government’s action with Motion 380 which distorts and misrepresents Turkish history in accordance with Armenian wishes. The Canadian government has apologized to Canadian Ukranians and (in the case of WW2 internments) the Japanese Canadians. The article is asking whether it is time to do same for Turkish Canadians?  Surely, it is time to recognize that a great injustice was done to these first Turks in Canada.

    Ozay Mehmet, Ph.D (Toronto),

    Senior Fellow, Modern Turkish Studies Initiative,

    Distinguished Research Professor, International Affairs,

    Carleton University, Ottawa, Ont., CANADA”

     

  • Mercan Dede Bir Konseptin Adı…

    Mercan Dede Bir Konseptin Adı…

    Mercan Dede nam’ı diğer Allen Arkın ile Toronto konserinden önce kulisde buluştuk ve kısa bir söyleşi yaptık.

    – 6 yıl aradan sonra Dünya albümünü çıkardın, simdi onun tanıtımı için Kuzey Amerika turnesindesin. Neden bu kadar ara verdin?

    Müziği, yaratıcılığı otomatiğe bağlamak hoşuma gitmiyor. Bizim süreç yavaş gelişiyor, Tuk kahvesi gibi ağır pişiyor ama daha lezzetli. Herşey istediğim gibi olunca ortaya çıkan sonuçtan zevk alıyorum. Kuzey Amerika turnemize başladık, albüm çıkarmak güzel de, konser heyecan veren birşey tabii. Sırada New York, Cleveland, Chicago var. New York’da Winter Garden’da çalacağız, çok güzel bir mekan. NY’dan sonra özellikle Cleveland’daki konser de tam ayın 21’inde, yaz gündönümünde sahne alıyoruz, yani en uzun gün. Cleveland Art Museum organize etti, açık havada çok keyifli olacak. Daha sonra da üniversite müzikoloji derslerine giriliyor, orada seminerler vereceğiz, amacımız Türk müziğini Türk kültürünü tanıtmak. Konserdekinden daha büyük bir kitleye hitap edecek olmak güzel. Müzikle ilgilenen Amerika’lılara müziğimizi, kültürümüzü anlatmak güzel. Ondan sonra Avrupa’ya geçeceğiz, Almanya ve Norveç’te konserlerimiz olacak.

    – Yeni albüm Dünya’dan biraz bahseder misin?

    Dünya albümünde dünya var. Beş yıl boyunca dünyanın çeşitli yerlerinden ses topladık. Bunları albüme statik sesler olarak koyduk. Örneğin Hindistan’da kayıtlar yaptık, orada Gandi var mesela, bizim için çok önemli. Tasavvuf, sufizm sadece Anadolu’ya ait degil, evrensel bir şey. Ama en yalın dilini Anadolu’da bulmuş, özellikle Mevlana, Yunus Emre, Haci Bektas-ı Veli ile. İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Orta Doğu, buralara gittiğinde oralarda da olağanüstü bir birikim var.

    – Peki oralara çalmak üzere mi gittin, yoksa esinlenmek üzere mi ?

    Esinlenmek üzere ama bu süreç içinde kayıtlar falan yaparken mesela Hindistan’da çok güzel birşey oldu. Bizi orada bir sufi festivaline davet ettiler, Hümayun Türbesi diye bir yer var, çok önemli bir yer, normalde kapalı, ama festival için açmışlar, herkes yere oturmuş, arkada muazzam bir tapınak, çok etkileyici idi. Orada dostluklar kuruldu, bu bakımdan albümde yeni bir boyut var. Daha önceki albümler hep Anadolu, Türkiye boyutundaydı.

    Uluc Ozguven with Mercan Dede
    Uluç Ozgüven ile Mercan Dede

     

  • Ah Bahar!

    Ah Bahar!

    Çok sert ve üzün süren bir kış geçirdik, geçirmekteyiz. Bundan dolayı hepimiz bahar’ın özlemi içerisindeyiz. Ne yapmalı ? Bizim Anadolu köylüleri, yağmur yağmadığı için, ‘yağmur duası’na çıkarlar. Acaba bahar’ın gelmesi için böyle güzel bir geleneğe mi başvursak ? Gerçi bir fantezi ama kimbilir belki de faydalı olur ?

    Baharı getirmek için dua yerine musiki aşıkı olan ben, Türk musikisi repertuarında bulunan bahar ile ilgili şarkı ve türküleri söyleyelim diyorum.

    Bunun için, önce bahar’la ilgili, içli bir Mardin bir türkü’sünü öneriyorum:

    Bahar geldi gül açtı/Bülbül yerinden uçtu yar

    Bu benim deli gönlüm/Başıma bir dert açtı yar

    Anlaşılan, baharda gülün açışı, bülbülün uçuşu, ozanın deli gönlünü uyandırdığından başına bir dert açmış !

    Bunun ardı sıra, geleneksel makam musikimizden Hacı Ârif Bey’in bir Rast şarkısını öneriyorum. Üstelik bu şarkının güftesi de, ünlü divan şâirimiz Nef’î’nin, ünlü ‘Bahar’ kasidesinden:

    Esdi nesîm-i nev-bahar/Açıldı güller subh-dem.

    Şimdi bu eserin sözlerini anlamak zor çünkü Osmanlı Türkçesi ile. Bilindiği gibi Osmanlıca, Türkçe sözdizimi (sentaks) esas olmak üzere, Türkçe, Farsça ve Arapça sözcüklerin karışımıdır. Bu şiirin sözlerinin anlaşılması için de, Osmanlıca metnin yanıbaşına, Cengiz ve Karahan’ın verdikleri günümüz Türkçesindeki anlamlarını koyduk, bkz. Cengiz 1972: 452 ; Karahan 1985: 82-3.

    Bahar deyince genellikle ilkbahar anlaşılır. Fakat, Cahit Sıtkı Tarancı meyvelerin olgunlaştığı sonbaharı benimsemiş:

    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar/Her yıl biraz daha benimsediğim.

    Ondan sonra, bu meyve bahçesinin en sonunda ‘tarumar’ (perişan, dağınık) oluşunu düşünerek, bu defa da ölüme çağrışım yapmış:

    Ne dönüp duruyor havada kuşlar ? / Nerden çıktı bu cenaze ? ölen kim ?

    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar ?

    Kaplan (1990: 88) da öyle yazmış: “O, hemen bütün şiirlerinde açık veya sezdirme yoluyla ölüm ve fanilik temlerini ele alır.”

  • Sn. Günsan Çetin ile Söyleşi

    Sn. Günsan Çetin ile Söyleşi

    Günsan Çetin, çok başarılı bir girişimci ve iş kadını. Geçtiğimiz ay, Turkish Society of Canada Gönüllüleri partisine katılarak, hem derneğimiz tarafından kendisine bugüne kadar yapmış olduğu destekleri ifade eden bir plaket verildi hem de kendisi ile bir röportaj yaparak, yaşamı ve tecrübeleri hakkında bilgi ve gençlere önerilerini dinleme şansımız oldu. Aşağıda yaptığımız uzun röportajdan bölümleri okuyabilirsiniz.

    -Merhaba Günsan Hanım. Toronto’ya hoşgeldiniz.  Kendinizi kısaca okuyucularımıza tanıtır mısınız?

    Öncelikle böyle çok seçkin bir Türk grubu ile birlikte olmaktan dolayı burada çok mutlu olduğumu belirtmekle başlamak istiyorum. Ben Bir doktor anne babanın çocuğuyum ve Anadolu’nun 11 değişik ilinde babam görev yaptı.  Ben ilkokulu bile altı şehirde okudum  ve hep devlet okullarında okudum. Ondan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği okudum.  Arkasından hep gönlümde olan modacılık geldi. Çok severdim modayı ve giysiyi.  Üniversite sonrasında Amerika’da hem moda tasarımı hem  de kalıp ve teknik yönü ile ilgili eğitim aldım. 1984 yılında ilk işim olan ve Günsan adını da etiketleştiren bir firma kurdum Osmanbey Istanbul’da.  Oradan başlayarak kendimi moda dünyasının içine soktum. Aşağı yukarı 5-6 yıl kendi tasarımlarını üreterek  Avrupa’nın değişik ülkelerindeki yüksek kalitede mal satan butiklere sattım.

    – Mühendislikten böyle bir alana geçtiniz.

    Evet tamamı ile çok değişik.  Fakat hem de yaratıcılık yönümü teknik dile çeviren mühendisliğin bana verdiği yeteneği çok güzel kullanma şansını yakalamış oldum. 1988 yılında da Amerika’nın ilk satınalma organizasyonu olan ve Amerika’nın büyük mağaza gruplarının 1916 yılında bir araya gelip kurduğu AMC adlı bir organizasyonun genel müdürlüğüne atandım. Kendi işimi kapatarak işi kabul ettim. Amerikalılar çok mutsuzlardı  ve eğer sen bu organizasyonun yönetimini almazsan biz bu ofisi kapatıp Türkiye’den çıkacağız dediler. O dönemde Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyonda Amerika’ya ihracatı sadece 200.000 dolardı. Tabi ben bunu çok onursal bir mücadele olarak aldım. Kendi işimi kapatıp o şirketi genel müdür olarak devir aldım. Aşağı yukarı 200.000 dolarlar civarında olan bir iş hacmini 7 senede 45-50 milyon dolar seviyesine getirdim.

    Ardından GAP Inc., Banana Republic ve Old Navy ve GAP mağazalarının Türkiye’de satınalma ofisleri kurulurken bana iş teklif ettiler. Ben de ikinci bir serüven olarak bu işi kabul ettim. Fakat sadece Türkiye operasyonu olarak başlayan bu yolculuğumda iki sene içinde değişik ülkeleri de bana bağladılar ve neticede kendimi tüm Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan sorumlu Vice President olarak buldum. Tabi burada önemli olan İtalya’nın bana bağlanmış olması. Moda dünyasında bu kadar yaratıcılığıyla kendini  kabul ettirmiş bir ülkenin başına bir Türk kadınının geçmesi başta İtalyanları çok rahatsız etti. Ama sonra onlarla da çok güzel bir iş ortaklığı yapma şansımız oldu. Merkez ofisini Floransa’dan İstanbul’a taşıdım. Ama ben Floransa’da çok uzun süre yaşadım. Çünkü İtalya gerçekten çok zor bir pazar . İş takibi açısından. 10 sene bu organizasyonu yönettim. 650 milyon dolar gibi bir hacimle emekli oldum.  O zaman vaktimin %85’i yurtdışında geçiyordu.  13 ülkede üretimimiz vardı. Ayda bir kere San Francisco’ya geliyordum.  Bir kere Hong Kong’ a gidiyordum.  O nedenle çok yorucu bir iş hayatım vardı ve çok yıprandım. Başka bir iş yapmayı da düşünmüyordum. Bu 2006 yılında oldu.

  • Sn. Hikmet Çetinkaya ile Söyleşi

    Sn. Hikmet Çetinkaya ile Söyleşi

    Özellikle yaptığı özgün gelincik resimleri ile tanıdığımız sanatçımız Hikmet Çetinkaya geçen ay Toronto’da idi. Toronto’da yaşayan toplum üyelerimiz kendisini geçen yıl Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile gerçekleştirdiğimiz ve Anadolu’daki kızlarımızın eğitimine katkı sağlamak için düzenlenen etkinliğe bağışladığı resimlerinden ve gerçekleştirdiği sergilerinden hatırlayacaklardır. Katıldığı Gönüllü partimizde kendisi ile yaşamı, eserleri ve gelecek planları hakkında konuşma ortamı bulduk. Aşağıda yaptığımız röportajdan bölümleri okuyabilirsiniz.

    -Sayın Çetinkaya, Toronto’ya hoşgeldiniz. Sözü size bırakıyoruz.

    Öncelikle kendimi tanıtayım sizlere.  1958 doğumluyum. 56 yaşındayım. 38 yıl önce fırçayı aldım elime. 38 yıldır hep resim yaptım. Resim yapmak içinde her işi yaptım aşağı yukarı. Bütün amacım resim yapmaktı. Resim hayatım boyunca 106 kişisel sergi yaptım. 800den fazla karma sergi yaptım. 106 kişisel serginin 29 tanesi yurt dışında idi. Daha çok yoğunlukta olduğu Fransa idi. Amerika’da Kanada Ottowa, Montreal  ve Toronto’da sergilerim oldu.  Avustralya, Avusturya, Çin, Kazakistan, İsveç, Bulgaristan, Yunanistan gibi pek çok yerde sergilerim oldu.

    Son 15 yıldır, 2000 yılından beri çalıştığım konu tema olarak gelincikler. Bu tamamen rastlantı sonucu ortaya çıkan bir çalışma. Gelincikler normalde çok fazla özelliği olmayan bir konu olarak girdi hayatıma fakat yaptığım konunun teknik yöntem itibariyle özgün olduğunu farkettim. Mesela 2000li yıllarda Stockholm dünya sanat fuarına çağrıldığımda, beni neden çağırdınız dediğimde, gelinciği farklı yapıyorsun demişlerdi. Yine 2010-2011 yıllarında Kanada’ya sergi yapmaya geldiğimde, Ottowa War Museum’da çok büyük bir sergi yapmıştım. 8 tane 150×150 boyutlarında eseri müzeye aldılar. O zaman bizim büyükelçimiz Rafet Akgün idi. Kendisine sorduğumda, uğraştık, çabalarımız oldu ama eğer sizin eserlerin bir benzerini bir Alman, bir Fransız yapmış olsaydı o gelirdi demişti. Şu sonucu çıkartıyorum. Yaptığım konu itibari ile özgün, yani başka bir sanatçının yapmadığı veya düşünmediği bir konu olarak değil, teknik olarak, yoksa gelincikler bana ait değil, herkes çalışabilir. Artık gelincikler sayesinde belli bir yere geldim, bundan ekmek yiyorum, dünyayı geziyorum.

    Şimdiki çabam sahip olduğum sanatsal bilgimi nasıl geliştirebilirim,  nasıl kendimi aşabilirim konusu. Yeni projeler geliştirdim. Daha büyük boyutta projeler yapmak istiyorum. Bunlardan biri 15.5 metre uzunluğunda 126 cm genişliğinde Adnan Menderes Havalimanı’nda yaptığım eser.  Konu gelincik ama konuyu geliştirdim, bunun dört mevsimini yaptım. Su anda eskizlerini çalıştığım bir konu var. 100. anma yılında Anzac günleri Avustralya’da Sydney, Melbourne ve Canberra’da çok büyük bir sergi yapacağım. 2015 yılında Avustralya’da Türkiye yılı kutlanacak.  Canberra büyükelçimiz Reha Keskintepe atölyeme geldi, , sana bir görev dedi. Bunu artık yapmamak mümkün değil. Bu milli bir görev. Bu bir emirdir. Kolları sıvadım. Eskizler çalışıyorum. Amacım 2×3 metre büyük boyutta eserler yapabilmek. 2015 gerek Anzac’ların gerek Rememberance Day kutlamalarının, veya Gelibolu’daki törenlerin tarihleri farklıdır. Farklı sergiler düzenleyeceğiz. Amacım ayrıca eserlerimin de kabul edildiği Ottowa’daki War Museum’da büyük bir satışsız sergi yapmak. Yüksek bir ses duyurmak insanlara.

    Türkiye’de yaşayıp, uluslararası alanda varlık gösteren az sayıda sanatçımız sporcumuz var. Bir Fazil Say’ımız var mesela.  Türkiye’de sanat ortam maalesef özgünlüğü yakalayamadı. Günü kurtardık ama uzun vade içerisinde planlı bir şekilde basarı sağlayamadık. Var olan kültürümüzü çalarak elin yabancısı birşey yapınca alkışlıyoruz. Bizde biri yapınca dışlıyoruz. Bedri Baykam’da bu kaderi paylaştı. Ben de bundan nasibimi aldım. Ben bunu yakalamışım, çalıştığım konu itibari ile dünyayı geziyorum ama Türkiye’de hala bir aşağılama hala bir dışlama. Gabriel Marquez’in bir sözü vardır. Çamurun içinde iseniz taş atmayın üzerinize sıçrar der. Ben de buraya geldim.  Çok şanslıyım, gururluğum, Türk bayrağı altında Türkiye’de doğmuşum.  Türk kültürünü almışım. Atatürk’le gurur duyuyorum. Yine dünyaya gelsem ayni şeyleri isterim.  Ama sanata karşı niye böyleyiz diye üzülüyorum.

    Kanada’da Türk sanatçıları içerisinde müzelere eser veren sanatçıyım. Bu konuda daha kalıcı olmak itiyorum. Daha büyük boyutlarda eserler yapmak istiyorum. Ardından, buradan diğer ülkelere eser göndermek istiyorum. Ayrıca gelinciklerin en çok anlam bulduğu yer burası. Para kazanma amacını astım. Daha kalıcı, daha uzun vadeli, daha iz bırakan, ses getiren, satışsız, daha görsel zenginliği olan sergiler yapmak istiyorum. Burada, sanatçı arkadaşlarımızı da biraraya getirip onlarla da bilgi alışverişinde bulunup heyecan katmak istiyoruz birbirimize.

    – Size çalışmalarınızda başarılar diliyoruz ve yeni sergilerinizi bekliyoruz.

     

     

  • Gönüllüler Partisi

    Gönüllüler Partisi

    Yine bir klasigimizi gerçekleştirdik…

    Cok yogun ve hayli kosusturmali gecen 23 Nisan etkinligimizden sonra herzaman oldugu gibi CanGonullerimiz icin Tesekkur Partimizi yaptik.
    Gönüllülerimiz bilir; her etkinlik sonrası Gönüllülerimize bir parti düzenler, CanGonüllerimize teşekkür sertifikalarını dağıtır, doyasıya eğleniriz ve bu partilerin mutlaka bir konsepti olur…

    Bu partimizin konsepti ise Türkiye, Çin, Hindistan, Hollanda ve İskoçya milli kıyafetleri olarak belirlendi. Kesinlikle görülmeye değerdi… Yaratıcılıkta sınır tanımayan gönüllülerimiz yine coşmuşlardı. Her partide oldugu gibi kıyafet dalında yarışmamız yapılıp bayanlar ve erkekler kategorisinde  ilk üçe girenlere özel olarak yaptırdığımız madalyaları takdim edildi. Yemekler yenildi, danslar edildi, tüm yılın yorgunluğundan arınılıp gece yarısı herkesle vedalaşıldı…

    Bu partimizde Turkiye’den yeni gelmis olan ünlü resim sanatçımız, “Gelinciklerin Ressamı” Hikmet Çetinkaya gecemizin surpriziydi. Daimi sponsorlarımızdan Günsan Çetin ve Pavel Sectakof aramıza katılan değerli konuklarımızdandı.

    Sevgili Pavel Sectakov’un partinin başlangıcında gönüllülerimiz için özel olarak yaptırıp gönderdiği kocaman Türk Bayrağı yaş pasta ise hem gözlerimize, hem damaklarımıza hitap etti. Simdi herkes sıradaki 10 Kasım Anma Törenimiz sonrası yapilacak yeni konsept ve yeni partiyi dört gözle bekliyor.

    Gönül ne çay ister ne çayhane; CanGönüller eğlenmek ister parti bahane” misali bizler de böylesine mükemmel Gönullü Ordusuna partiler organize etmenin keyfini yaşıyoruz…

    Hülya Sayın

    Hülya Sayın, Ankara Universitesi Rus Filolojisi mezunu, ayni konu uzerine Tiflis Devlet Universitesi’nde master yapti. Uzun yillar Rusya’da cesitli firma ve Holdinglerin yoneticiligini yapti. 2002 yili sonunda eşi ve biricik kiziyla Toronto’ya yerleşti.

  • Eski Çocuk Oyunları

    Eski Çocuk Oyunları

    Günümüzde gelişen teknoloji ve hayat şartlarıyla birlikte  çocukluğumuzda oynadığımız  oyunların yavaş yavaş unutulmaya yüz tuttuğunu gözlemliyorum. Türkiye’de çocuklar artık  neredeyse ilkokuldan itibaren bir sınav maratonuna sokulmakta, Kanada’da  ise  aileler çocukları sosyalleşsin ve /veya spor yapsın diye sürekli bir yerlere taşıyarak, basketbol, voleybol, buz hokeyi,dans v.s etkinliklerle meşgul tutmakta. Ev ortamlarında biraraya gelen çocuklar bahçeye çıkıp oyun oynamak yerine evde televizyon veya  bilgisayar oyunları ile oyalanmakta. Gençler ise ellerindeki  yeni nesil telefonları adeta bir oyuncak gibi kullanmakta, facebook, msn,snapshot , derken sanal bir dünya içinde  vakit geçirmekte ve 400+ sanal arkadaşı olmayı bir övünç meselesi saymaktalar.  Geçenlerde  burada gittiğim kurslardan birinde tanıdığım bir genç hanım arkadaş, annesinin kendisini yemeğe , üst kattan alt kata telefonla mesaj atarak çağırdığından bahsediyordu.

    Artık orta yaşlarımda olduğum için   “bizim zamanımızda” klişesini kullanarak   eskiden evlerimizin, okullarımızın  bahçelerinde veya doğrudan sokak aralarında oynadığımız birkaç oyunu belki çocuklarınızla, torunlarınızla, ya da kardeşleriniz, yeğenlerinizle paylaşırsınız, onlara da oynatırsınız diye burada hatırlatmak istedim:

    YAKAN TOP:
    Açık havada, ev ve okul bahçelerinde, pikniklerde oynanabilen bir oyundur.En az 4 kişi ile oynanmakla birlikte  8 veya daha fazla sayıda  kişi ile oynanması ideal olur. İlkokul ve sonrasında her yaşta genç ve kendisini genç hisseden kişi tarafından oynanabilir. Ancak oynayan grupta güç dengelerinin gözetilmesinde fayda vardır.

    Grup iki farklı takıma ayrılır. 1. Takımın oyuncuları çizgi ile belirlenen sınırları aşmamak üzere iki ayrı uçta sıralanır. Diğer takım ekip olarak ortaya geçer. 1. Takımın oyuncuları topu ortadaki kişileri vurmak üzere atarlar. Vurulan elenir. Topu yakalayan oyunda kalır ve bir can kazanır. Bir canı olan kişi bir sonraki seferlerde bir kez vurulduğunda oyunda kalabilir veya vurularak oyundan cıkan bir kişiyi tekrar oyuna aldırtabilir. Ortadaki takımın bütün oyuncaları eleninceye kadar atış devam eder. Daha sonra diğer takım ortaya geçer. Ortadaki takımın sona kalan tek oyuncusu 12 atışta vurulmazsa ortadaki takım galip gelir ve bir kez daha ortada kalma hakkı kazanır.

    Hem spor, hem ekip ruhu, hem eğlence…

    İP ATLAMA
    Orta kalınlıkta  3-4  metre uzunluğunda ip  gereklidir. En az 3 kişi ile oynanır. İki oyuncu ipi her biri birer ucundan olmak üzere tutarlar ve belirli bir tarafa doğru çevirirler. Diğer oyuncular sıraya girerler ve sıra ile çevrilen ipin içine geçerek ipe takılmadan zıplayarak sayarlar. Önce bir kere, sonra iki, üç,dört  kere olmak üzere atlarlar, sonra tersten çevrilen ipin  içinde zıplama , daha sonra ikişer ikişer çevrilen ipin içine geçerek zıplama gibi çok çeşitli şekillerde oynanabilir.  Atlarken ipe takılan oyuncu yanmış sayılır ve atlama sırasından çıkarak ipin ucundan tutar.İpi daha önce çevirmekte olan kişi oyuna katılır.

    Spor, sıraya uyum sağlama, beyin ve vücut koordinasyonu, takım ruhu ve eğlence…

    KÖŞE  KAPMACA
    Oyuncular dörtgen, beşgen gibi  bir alan içinde her biri bir köşe belirleyerek orada durur. Bir kişi ebe olur ve ebe olan kişi ortada durur.

    Diğer oyuncular göz işaretleriyle birbirleriyle anlaşıp birbirlerinin köşelerine doğru aynı anda koşarak yer değiştirirlerken ebe de boşalan köşelerden birini kapmaya çalışır.Ortada kalan(köşesi kapılan) oyuncu ebe olur ve oyun bu şekilde devam eder.

    Şimdilik bu kadar…. Bir dahaki yazımda değişik uluslara ait çocuk oyunlardan örnekler vermek istiyorum.

    Sağlıkla , neşeyle kalın…

    Meral Atabay

     

    Meral Atabay, Türkiye’de finans sektöründe uzun yıllar proje yönetimi, sistem geliştirme ve organizasyon konularında yöneticilik görevlerinde bulunmuştur. Takip eden yıllarda sekiz yıl süreyle aynı konularda  yönetim ve eğitim danışmanlığı yaptıktan sonra Toronto’ ya yerleşmiştir. 2 çocuk annesidir. Gençlerin zihinsel ve duygusal gelişimlerini olumlu bir şekilde tamamlayabilmeleri için çocukluktan itibaren mümkün olduğunca çok sosyalleşerek, grup, takım oyunları oynamaları gerektiği düşüncesini savunmaktadır.

     

    Kaynaklar:

  • Cumhurbaşkanlığı Seçimi Oy Kullanma Tarihleri

    Cumhurbaşkanlığı Seçimi Oy Kullanma Tarihleri

    Yurt dışındaki Türk vatandaşlarının vatandaşların cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hangi ülkelerde ve ne zaman oy kullanacaklarına ilişkin Yüksek Seçim Kurulu Kararı Resmi Gazete’nin 5 Temmuz tarihli mükerrer sayısında yayımlandı.

    Yüksek Seçim Kurulu’nun kararına göre, Cumhurbaşkanı Seçiminde oy kullanılacak gümrük kapılarının ve yurt dışı temsilcilikleri tespit edildi.

    Bilindiği gibi ilk oylama 10 Ağustos 2014 Pazar günü, ilk oylamada geçerli oyların salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde ikinci oylama 24 Ağustos 2014 Pazar günü yapılacak.

    KANADA – KONSOLOSLUKLAR

    Kanada’da yaşayan ve seçmen kayıtlarını bu ülkede tutan vatandaşlarımız ilk tur oylama için 31 Temmuz – 2 Ağustos 2014 trihlerinde, seçimin ikinci tura kalması halinde ise 17-19 Ağustos 2014 tarihlerinde 3 gün süreyle konsolosluklarda oy kullanabilecekler.

    KARAYOLU GÜMRÜK KAPILARI

    Ayrıca, seçmenin, kendisi için belirlenen günde oy kullanamadığı takdirde 26 Temmuz–10 Ağustos 2014 tarihleri arasında Türkiye gümrük kapılarında oy kullanabilmesine karar verilirken, oy kullanılabilecek Karayolu Gümrük Kapıları şu şekilde belirlendi:

    Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesinde Gürbulak, Ardahan ili Posof ilçesinde Türkgözü, Artvin ili Hopa İlçesinde Sarp, Edirne İli Merkez İlçesinde Kapıkule, Edirne İli İpsala İlçesinde İpsala, Edirne İli Lalapaşa İlçesinde Hamzabeyli, Edirne İli Merkez İlçesinde Pazarkule, Hakkari İli Yüksekova İlçesinde Esendere, Iğdır İli Aralık İlçesinde Dilucu, Kırklareli İli Merkez İlçesinde Dereköy, Şırnak İli Silopi İlçesinde Habur, Van İli Saray İlçesinde Kapıköy”

    HAVALİMANI GÜMRÜK KAPILARI

    Havalimanı Gümrük Kapıları ise aşağıdaki şekilde belirlendi:

    “Adana İli Seyhan İlçesinde Şakirpaşa, Ankara İli Çubuk İlçesinde Esenboğa, Antalya İli Muratpaşa İlçesinde Antalya, Eskişehir İli Tepebaşı İlçesinde Eskişehir, Elazığ İli Merkez İlçesinde Elazığ, Gaziantep İli Oğuzeli İlçesinde Gaziantep, Hatay İli Antakya İlçesinde Hatay, İstanbul İli Bakırköy İlçesinde Atatürk, İstanbul İli Pendik İlçesinde Sabiha Gökçen, İzmir İli Gaziemir İlçesinde Adnan Menderes, Kayseri İli Kocasinan İlçesinde Erkilet, Konya İli Selçuklu İlçesinde Konya Askeri Havaalanı, Muğla İli Dalaman İlçesinde Dalaman, Muğla İli Milas İlçesinde Bodrum-Milas, Samsun İli Çarşamba İlçesinde Samsun, Trabzon İli Ortahisar İlçesinde Trabzon, Zonguldak İli Çaycuma İlçesinde Zonguldak.”

    LİMAN GÜMRÜK KAPILARI

    Seçmenler, ayrıca Liman Gümrük Kapılarında da oy kullanabilecekler. Bu limanlar YSK tarafından aşağıdaki şekilde belirlendi:

    “Antalya İli Kaş İlçesinde Kaş, Aydın İli Kuşadası İlçesinde Kuşadası, Balıkesir İli Ayvalık İlçesinde Ayvalık, İstanbul İli Beyoğlu İlçesinde Karaköy, İzmir İli Konak İlçesinde İzmir, İzmir İli Çeşme İlçesinde Çeşme, Kocaeli İli Derince İlçesinde Derince, Mersin İli Akdeniz İlçesinde Mersin, Mersin İli Silifke İlçesinde Taşucu, Muğla İli Fethiye İlçesinde Fethiye, Muğla İli Marmaris İlçesinde Marmaris, Muğla İli Bodrum İlçesinde Bodrum, Samsun İli İlkadım İlçesinde Samsun”

     

  • Ottawa'ya Yeni Büyükelçi

    Ottawa’ya Yeni Büyükelçi

    Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun müşaviri olarak görev yapan Selçuk Ünal Ottawa’ya Büyükelçi olarak atandı. Kanada hükümetinin büyükelçi adayına agreman (uygunluk belgesi) vermesinin ardından, ilgili atama Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.

    Şimdiki Ottawa Büyükelçisi Tuncay Babalı, 2012 Kasım ayında göreve başlamıştı.

    Ocak 2013 tarihine kadar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü olarak görev yapan Selçuk Ünal, bu tarihte Bakan Özel Müşavirliği’ne atanmıştı.

    Selçuk Ünal’ın kısa süre içinde yeni görevine başlaması bekleniyor.

  • Zeytinyağlı, Pirinçli Taze Enginar Dolması (İzmir usulü)

    Zeytinyağlı, Pirinçli Taze Enginar Dolması (İzmir usulü)

    Sevgili Telve okuyucuları,

    Enginar mevsimini bitirmeden sizlerle, Ege’mizin meşhur “zeytinyağlı enginar dolmasını” paylaşmak istedim.

    Ben enginarları rahmetli annemin yaptığı gibi, “çanak kısmı altta“ pişirmeyi seviyorum. Böyle pişince pilavı “risotto” kıvamında oluyor. Pilavının tane tane olmasını istiyorsanız o zaman çanak kısmı üste gelecek şekilde tencereye dizip pişirmenizi tavsiye ederim. O zaman pilav, suyunun içinde pişmediği için tane tane olacaktır.Son olarak ilk defa deneyecek olanlar için “nasıl yiyeceğiz?“ sorusuna da açıklık getirip, hemen tarifimize geçiyorum.

    Tabağımıza piştiği şekilde aldığımız enginarların ilk önce yapraklarını teker teker dişimizle sıyırıyoruz, ondan sonra da pilavını ve üst çanağını yiyoruz. Bu arada yanımızda mutlaka ve mutlaka bir bardak su bulunduruyoruz ki bunu da en son üstüne içip ağzımızda bal tadı ile sofradan kalkıyoruz 🙂

    Not: Enginarların temizlenmesini  bir başka yayınımda anlatmıştım. İlgilenenler için linkini altta veriyorum.

    http://arnavutcigeri.blogspot.ca/2014/04/dolmalk-enginar-nasl-temizlenir.html

    Sevgiler,

    Asuman