sakiz-sokak

Sakız Adası Notları

Sakız, Ege’nin doğusundaki Yunan adaları arasında büyüklerden biri, yani çabucak gezilip bitirilecek bir yer değil. Dağlık ve ovalık bölgeleri var, nüfusu 50 binin üzerinde.  Her tarafını görmek, koylarındaki tertemiz plajları deneyimlemek için en az üç gece kalmak ve araba kiralamak şart. Ayak bastığımızda ilk dikkatimizi çeken şeylerden biri de görüntü ve ses kirliliğinin olmayışı idi.

Liman ve onun hemen arkasında yer alan şehir merkezi adanın kalbi. Alışık olduğumuz üzere limanda sıra sıra lokantalar, kafeler, hediyelik eşya dükkanları İzmir Kordon’u hatırlatıyor. Ama alışık olmadığımız şekilde hiçbir kafe, restoran hatta otel uluslararası zincirlerden değil, örnek için bile bir tane yok. Kahvenizi yeşil logolu çok bilinen kahve zincirinin kağıt bardaklarında değil de, denize karşı  küçük masanızda güler yüzlü bir bayanın, delikanlının elinden fincanda içiyorsunuz. Belki bu arada birbirinize ‘nerelerden, kimlerdensin?’ diyerek bir sohbet de başlatıyorsunuz,  böylece kahve keyfi insani bir ilişkiyle daha da keyifli hale gelebiliyor. Adada yabancı zincirleri özellikle istemediklerini otelimizin  müdüründen öğrendim ve kendilerini tebrik ettim.

Zaten adanın hiçbir yerinde yozlaşma yok, nerdeyse herşey olduğu gibi korunmuş. Kimse adanın güneyiyle kuzeyini beş dakikaya indiren bir otoban yapmayı düşünmemiş… Hiçbir yerleşim bölgesinde çirkin yapılaşma yok. Yollar aynı, hele köy kasaba içindeki yollar daracık. Olur olmaz yerde reklam panoları, gittiğiniz yerlerde kulağınızı tırmalayan müzik yok. Alışveriş merkezi yok, çarşı var. Kaldığımız plajıyla ünlü Karfas bölgesinde zincir oteller değil, oraya özgü oteller ve pansiyonlar (bed & breakfast) vardı. Hatta adanın her tarafında çoğu kişinin bilmediği iyi korunmuş sırlar denebilecek çok şirin konaklama yerleri var, keşfetmek size kalıyor. Herşey mütevazı, olduğu gibi ve yeteri kadar.

Kahvelerde en çok tüketilen şey ‘frape’, adanın resmi içeceği olmuş. Bildiğimiz Türk (onlara göre Yunan) kahvesi sütle çalkalanıyor, ortaya üstü köpüklü bir kahve çıkıyor, uzun bardakta yanında mandalina reçeliyle soğuk servis ediliyor. Bütün mandalinayı kabuğunu bile soymadan reçel yapmışlar, kahveyle birlikte ısıra ısıra yiyorsunuz, birbirini tamamlayan harika bir lezzet ikilisi.